Kültür Mahallesi, Müze Yolu, Hasankeyf

Tarihin sıfır noktasına, Mezopotamya’nın kalbinde uygarlıkların yeşerdiği ilk topraklara hoş geldiniz. Şu anda karşınızda uzanan Hasankeyf Arkeopark ve Müze Alanı, yalnızca sıradan bir sergi sahası değil; Ilısu Barajı’nın suları altında kalmaktan kurtarılan 12 bin yıllık insanlık hafızasının yeni ve güvenli limanıdır. Hasankeyf, neolitik çağdan itibaren Dicle Nehri’nin bereketiyle beslenen, avcı-toplayıcı topluluklardan yerleşik hayata geçişin dünyadaki en net izlerini taşıyan bir açık hava laboratuvarıdır. Arkeopark alanına girdiğinizde, insanlık tarihinin gördüğü en büyük ve en hassas kültürel taşıma mühendisliğine tanıklık edersiniz. 2017 yılından itibaren, her biri yüzlerce ton ağırlığındaki asırlık anıtlar, SPMT adı verilen devasa modüler tekerlekli hidrolik platformlarla milim milim hareket ettirilerek bu yeni arkeolojik yarımadaya taşınmıştır. Gözlerinizi alanın geneline çevirdiğinizde; 15. yüzyıl Akkoyunlu şaheseri Zeynel Bey Türbesi’nin turkuaz çinilerini, Artuklu döneminden kalma 650 yıllık görkemli Er-Rızk Camisi’nin ince taş işçiliğine sahip minaresini, Sultan Süleyman Camisi’ni, Kızlar Camisi’ni ve 1150 tonluk Artuklu Çifte Hamamı’nı yan yana yükselirken göreceksiniz. Her biri farklı bir yüzyılın, farklı bir medeniyetin imzasını taşımaktadır. Kapalı müze salonlarına adım attığınızda ise Paleolitik avcıların yontma taş aletlerinden Çemka Höyük ve Hasankeyf Höyük kazılarında çıkarılan 11.500 yıllık insan iskeletlerine, obsidyen ok uçlarından Eyyubi ve Osmanlı altın sikkelerine uzanan on binlerce eseri yakından inceleyebilirsiniz. Müze kompleksi, Türkiye’nin en zengin bölgesel arkeoloji müzelerinden biri olarak kabul edilir. Burayı gezerken göl kıyısındaki yürüyüş yolunda durun ve Dicle’nin üzerinden esen rüzgârı dinleyin. Bu rüzgâr; taş yontan Neolitik ustaların, kervanları karşılayan han muhafızlarının ve Artuklu filozoflarının binlerce yıldır fısıldadığı ortak bir insanlık hikâyesini anlatmaktadır.
Ziyaretiniz sırasında alanın doğal ve tarihi dokusuna özen gösteriniz. Fotoğraf çekimi ve yürüyüş için sabah veya gün batımı saatleri en ideal ışığı sunmaktadır.
Özellikle gün doğumu ve gün batımı saatlerinde altın ışık eşsiz kareler yakalamanızı sağlar. Geniş açı lens ve taşınabilir batarya bulundurmanız tavsiye edilir.
Tarihi ve engebeli zeminlerde rahat gezebilmek adına kaymayan spor/trekking ayakkabısı ve yaz aylarında şapka/güneş kremi tercih ediniz.